Hikayeler
Mavi Radyo
Bundan yıllar önce, dedemin artık dizlerinin dermanının kesildiği, gününü sadece pencere kenarındaki o eski sedirde geçirdiği zamanlardı. Dedem çok sert bir adamdı; emekli bir ormancıydı, yüzündeki çizgiler sanki rüzgarın ağaç kabuklarına attığı çentikler gibi derin ve hikayeliydi. Kimseyle pek konuşmaz, sadece yanında hiç ayırmadığı, anteni paslı, dışı mavi deri kaplı eski bir radyoyu dinlerdi.
O radyo dedemin dış dünyayla tek bağıydı. Fakat bir kış günü, radyo aniden sustu. Babam "Eskimiş artık, yenisini alalım" dedi, amcam "Tamir olmaz bu, içindeki devreler yanmıştır" diye kestirip attı. Ama dedem yeni radyo istemiyordu. O radyo sustuğundan beri dedem daha da içine kapandı, yemeği azalttı, pencereden dışarı bakmayı bile bıraktı.
Ben o zamanlar 10 yaşlarındaydım. Dedemin o mahzun hali içime dert olmuştu. Bir cumartesi günü, kimseye haber vermeden radyoyu gizlice çantama koydum ve mahalledeki "Radyocu Sadık Amca"nın yolunu tuttum. Sadık Amca, dükkanının tozlu rafları arasında kaybolmuş, gözlüğünün üzerinden dünyaya bakan aksi ama usta bir adamdı. Radyoyu önüne koyduğumda önce "Bu antika için neden uğraşıyorsun evlat?" diye sordu.
Dedemin durumunu, o radyo susunca sesinin de kısıldığını anlattım. Sadık Amca bir süre yüzüme baktı, sonra derin bir iç çekip radyoyu açtı. Saatlerce uğraştı. Sonunda paslı bir teli lehimledi, içine toz kaçmış bir düğmeyi temizledi. Ve o an... Radyodan cızırtılı da olsa eski bir Türk Sanat Müziği tınısı yükseldi. "Al bakalım" dedi Sadık Amca, "Bu sadece bir radyo değil, dedenin gençliği."
Kış günü, paltomun altına sakladığım radyoyla eve koştum. Odaya girdiğimde dedem yine omuzları çökmüş bir halde oturuyordu. Hiçbir şey söylemeden radyoyu sehpaya koydum ve düğmesini çevirdim.
Odanın içine Müzeyyen Senar’ın sesi dolunca, dedemin o kaskatı kesilmiş ellerinin titrediğini gördüm. Başını yavaşça radyoya doğru çevirdi, gözlerindeki o donuk bakış yerini bir parıltıya bıraktı. Bana baktı, o ana kadar hiç yapmadığı bir şeyi yaptı; beni yanına çağırdı ve o sert, nasırlı eliyle başımı okşadı. Hiç konuşmadık ama o elin saçlarımdaki sıcaklığı, dünyadaki tüm övgü sözlerinden daha güçlüydü.
O kış boyunca her akşam radyoyu beraber dinledik. Dedem baharda vefat ettiğinde, radyosunu başucunda bıraktı. O günden beri ne zaman eski bir radyo cızırtısı duysam, hem o mavi radyoyu hem de bir çocuğun azminin bir ihtiyarın kalbindeki buzları nasıl erittiğini hatırlarım
Yorumlar
Yorum Gönder